İnsan bazen çok uzun süre susar. O kadar susar ki, konuşmayı unutur. İki lafı bir araya getiremez hala gelir. Halbuki eskiden sayfalarca yazar saatlerce anlatırdı. Susmakla o kadar meşguldür ki; sustuğunu, neden sustuğunu, içine attıkça daha çok yaralanacağını fark edemez hale gelir. Sonra bir gün birisi bunu fark eder. En yakınlarından biri. Zaten insanın "en yakını" çok azdır. Alır karşısına der ki ona; "Sana ne oldu? Konuşmuyorsun, anlatmıyorsun, hepsini geçtim sorduğum sorulara cevap veremiyorsun." Bu soruya da cevabı yoktur insanın. Düşünmeyi bile unutacaktır neredeyse. O kadar yorulmuştur ki insanların kendi bildiklerini okumasından, asla pes etmeyen bir karakteri olduğu halde pes etmiştir. Çünkü o zamana kadar hep o ne anlatırsa anlatsın, karşısındakiler kendi bildikleri gibi davrandılar, kafalarında kurdukları gibi yaşayıp düşündüler. Ve o da bir gün pes etmeyi öğrendi böylece. Biricik dostu bu insancığı sarsıp kendine getirene dek...
Sonra birden kendine gelir insancık. Fikri gelir usuna, kelamı diline gelir. Hayatın böyle asalak gibi yaşayarak devam edemeyeceğini fark eder insancık.
Ve hayat biraz da olsun normale döner. Çünkü yaşamak zorundasın. Nefes almak yetmiyor her zaman. İnsan olmak düşünmeyi, konuşmayı zorunlu kılar.
O insancığı hayata döndüren biricik dosta sevgiler...
